GÜLBANG

FUZÛLÎ'NİN MUSAMMAT GAZELİNİ ŞERH DENEMESİ -3 Ali YURTGEZEN

Kategori: Siir serhi

"Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı?"


[Ayrılık gecesi canım yanar, ağlayan gözlerim kan(lı yaş) döker. Feryadım halkı uyandırır (da) kara bahtım uyanmaz.]

*

Aşk ızdırabının en şiddetli haliyle yaşandığı zaman "ayrılık gecesi"dir. Nitekim âşık bu meş'um ve karanlık gece boyunca ağlayıp feryat etmiş, bahtsızlığından yakınmıştır. Beyit, sevgiliden ayrılan âşığın acılarla kıvranan, çaresiz ruh halini yansıtıyor. Divan şiirinde böyle duygusal bir atmosfer verilmek istendiğinde bütün kelime ve mazmunlar nasıl yorumlanırsa yorumlansın bir şekilde kastedilen duygunun kesafetini artırır, okuyucuyu da âdeta söz konusu ruh halinin cenderesine alır. Ancak, herkesin bilip kullandığı kelimelerden bazılarını maksada uygun çağrışımlar için tercih ve tertip edebilmek, Fuzûlî gibi usta şairlerin harcıdır.

"Canım yanar" ifadesi hem "çok ızdırap çekiyorum" hem de "aşk ateşiyle tutuşmuş bir haldeyim" mânâlarına gelir. Daha çok kastedilen ikincisidir. Zira gözlerden "kan" dökülmesi çok ağlamanın işareti olmaktan öte, aşk ve hasret acısıyla ciğerin parçalanmasına delalettir. Feryadın bir sebebi de budur. "Mum" mazmunu bu beyitte "baht" için kullanılmıştır. Eskiler "mumu yak" yerine "mumu uyandır" derlermiş. Mumun uyandırılması, yakılması demektir. Yanmayan mumun fitili "kara"dır. Âşığın baht mumu "kara"dır, yani "sönmüştür. Uyuyan baht "bahtsızlık", bahtın uyanması ise "talihin açılması"dır. Şairin, feryadını duyuramadığı vefasız bir sevgiliye gönül vermesi, ayrılık acısıyla kıvranması bahtsızlıktır. Sevgilinin alâkası, iltifatı ve belki de vuslat için ruhsatı, bahtının uyanması, talihinin açılması demektir. Fakat ayrılık gecesinin şiddetli ateşine, âşığın "yanan" canına rağmen talih mumu tutuşmamakta, bahtı uyanmamaktadır.

Mumun sönmüş olması ve efgânın halkı uyandırması ifadeleri bir "tulû-ı şems", yani güneşin doğuşu, sabah fecri yahut seher vakti mazmununu verir. Bu "sabah kızıllığı" manzarası birçok bakımdan âşığın ruh halini resmetmektedir. Çünkü güneş de her sabah kan ağladığı için tan yeri kızarmıştır. Ufkun ağarması "baş açma"ya, parçalanan karanlığın içinde bir kızıllığın belirmesi "yaka yırtma"ya benzer. Dayanılmaz bir acı ile karşılaşan insanlar "baş açıp yaka yırtarak" feryad ü figan ederler. Sair zamanda edebe mugayir görünen bu davranışlar, insanın bir felaketle kendini kaybetmesi ve mazlumların ilenmesi halinde hoş görülebilir. Şairin "efgan"ı her iki halle de alâkalıdır.

Nihayet, "seher" ve "efgan" bir araya geldiğinde "bülbül"ü düşündürür. Bülbül âşıkların sembolüdür. Gül'e olan ümitsiz aşkından dolayı her seher feryad eder ama o da aşkına karşılık bulamaz, sesini güle duyuramaz. Nitekim şâirin figanını bütün halk duyduğu halde sevgili duymamakta, uykudan yani gafletten uyanamamaktadır.

Tasavvufa göre insanın Allah'tan kopup bu maddî âleme gönderilmesi onun "yazgısı"dır. Hak âşıkları bu yazgıyı "kara baht" telakkî ederler. Yegâne sevgili olan Allah'a bir an evvel ulaşmak, hicranlarını sona erdirmek için daha bu dünyada iken maddeden arınmak, nefislerinden geçmek isterler. Bu mücahede esnasında hasret kadar masivaya mukavemet, vahdet ve kesret muammasını çözmeye çalışmak da bir ızdırap vesilesidir. Bahtsızlığın bir başka vechesi düçar olunan bu ızdıraplardır. Fakat maddeden geçmenin, masivadan tecerrüdün başka yolu da yoktur. Şair Allah aşkıyla ve ondan ayrı olmanın elemiyle yanıyor, kanlı gözyaşları döküyor. Kan maddedir. Gözden kanlı yaş gelmesi maddeden arınmak mânâsına gelir. Lakin bu yetmemekte, Allah'ın âşığın gönlünde tecellisi gerçekleşmemektedir. Figanın asıl sebebi bu olmalıdır. Önceki beyitlerde olduğu gibi burada da yine aşk ateşinin kifayetsizliği, âşığın kesretten kurtulamaması, niyete ve çabaya rağmen maksada erişememe şikayet sebebidir. Ancak şairin "efgan"ı bir yönüyle bu akameti açıklamamız için ipuçları vermektedir. Zira "feryat", maddî acının galip gelip gönülden bir şey almasına mani olmak, maddî acıyı kovmak içindir. Öyleyse "feryad"ın varlığı hâlâ madde ile cedelleşildiğinin işaretidir. Aşk derdiyle subha dek feryat bülbülün mesleğidir. Bülbül güle âşıktır, gül ise kesrettir. Hak âşıklarının, vahdete erenlerin bî-zeban olması gerekir. Aşkın kemâl mertebesinde "kâl" yok, "hâl" vardır. Bu yüzden gül'e yani kesrete âşık olan bülbül velvele koparırken, vahdete vurulan pervane sessiz sedasız kendini şem'de mahveder.

Âşığın kendi gayretiyle kesretten kurtulamadığı, "baht"a müracaatıyla da anlaşılmaktadır. Bahtı uyandırmak insanın iradesinde değildir. Şikayet edilen kara bahtın "gece" olduğu düşünülürse, talep edilen baht uyanıklığı "sabah"tır ve sabah bir dıştan aydınlanmadır. Güneş doğunca karanlıklar dağılacak, hakikat âşikar olacaktır. Tasavvufta "subh" tecellinin zuhurudur. Şair kendi gayretiyle ulaşamadığı böyle bir mazhariyeti Allah'tan istemekte, bunun için bahtının açılmasını niyaz etmektedir.

Bilindiği üzere "Fuzûlî" lafzı hem "lüzumsuz" hem de "fâzıl" mânâsınadır. Şair, mahlasındaki bu tasarrufunu zaman zaman beyitlerinde de gösterir ve aynı zamanda hem müsbet hem menfî yorumlara imkan hazırlar. Nitekim "efgânın halkı uyandırması" seher vakti mazmunu ile birleşince "sabah ezanı"nı tedai ettirir. "Uyandırır" mânâsına "uyarır" sözü bil-iltizam kullanılmıştır. Âşık sabaha kadar uyumamıştır. "Uyanıklık" düşünmek, görmek ve farketmektir. Halk uykudadır, uyku ise gaflet halidir. Şair bir aşk eri olarak, çilesi, cehdi, zikri ile halkın dikkatini celbetmiş, bu halleri ile, ezanın Hakk'a daveti gibi, halkı uyararak hakikate yöneltmiştir.

10:28 - 3/4/2006 - yorum {yok} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Hakkımda
Dostlar güzel gözlerini ekrana düşürsünler ki bizde kendimizi görelim.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Gülbang Sipesifik Sayıları
Kategoriler
Son Yazılar
- TAŞ-KUŞ, BAŞ VE YAŞ Hasan EJDERHA
- AĞARAN Mustafa Alper TAŞ
- KİTABA ÇAĞRI SINAVINDA İNSAN Duran BOZ
- [TAVSİYE] Şiir ve Mekân Beşir AYVAZOĞLU
- HALKIN TERÖR KARŞISINDAKİ DERİN SÜKUTU Ali YURTGEZEN
- EYVAH! TÜRKLER KÜRESEL AKTÖR OLUYORLAR. M.CELAL
- SENET Hasan EJDERHA
- BİR AHLAKÎ ERDEM OLARAK ADALET YAHUT İSM-İ ADL’İN İNSANDA
- ROMAN NE ANLATIR Hasan EJDERHA
- ÖMER HAYYAM Hasan EJDERHA
- HİCAZ YOLUNDA 'TERKİB' BULMAK Ali YURTGEZEN
- İSTANBUL'U AÇ GÜLZÂR YAP Ali YURTGEZEN
- EVLİLİK BİLİMİ ÖLDÜRÜR MÜ? M.Celal
- YANAN OCAK M.Alper TAŞ
- KUZU OLDUM MELEDİM ARDIN SIRA Mehmet MUHARREMOĞLU
- DEĞERLER ÂSİTÂNESİ: İSTANBUL İsmail GÖKTÜRK
- ŞİİR RESMİ Hasan EJDERHA
- KIŞ YOLCUSU M.Alper TAŞ
- KİTAP VE DİL Ahmet Doğan İLBEY
- BÜTÜN YOLLAR SANA ÇIKIYOR Sebahattin ÇELEBİ
Arkadaşlarım
gokyuzudergisi
bloglist
veinsan
derinedebiyat