GÜLBANG

KİTABA ÇAĞRI SINAVINDA İNSAN Duran BOZ

Kategori: Belirtilmemiş

I


‘Hem okudum hem de yazdım

Yalan dünya senden bezdim.’

(Türkü)

İnsanın insanlık hallerinin yankılayanı türkülerdir. Âdemoğullarının; İnançlarının, kabullerinin, retlerinin, dökülmüşlüklerinin ve yücelişlerinin kokusuyla bezenmişlerdir. Fırtınalardan geçirtilen ömür sahiplerinin her ânının karşılığını türkülerde bulmak olasıdır. İçten dışa açılışlarda sessizlerin sesi olabilmek, yürek çarpıntılarını tutabilmek cehtini kışkırtırlar. Kimileyin ağıt tonunda, kimileyin acılar renginde, kimileyin de bayram ahenkliliğiyle sararlar dinleyenleri. Her hâlükârda insan sıcaklığının doğurgan kürelerinden ete kemiğe bürünürler. Ki insanlık durumlarından her hangi bir âna denk düşebilirlikleriyle yer tutarlar kalpte.

Çelişkilerin karmaşıklığı içersinde bocalayan gönüllerin bilişmesinin aracısı olurlar. Dağları devindiren duyarlığın dönüştüren gücüyle beslenirler. Alabora edilmiş vakitlerin nabzını tutmayı çığlıklaştırırlar. Okuyanıyla ve dinleyeniyle kıvandırırlar canlılık taşıyanları. Üzerlerine ölü toprağı serpilmişleri ölüm uykularından uyandırırlar. Çavlanlar haliyle çağıldayıp akarlar yürekten yüreğe.

Yalan olanın sahteliği karşısında uyanık tutarlar insanı. Uyaranları terkedilmiş âdemlikten uzaklaştırırlar. Gelip geçici heveslerin yerine baki hevesleri tutamaklaştırırlar hayatta. ‘Söz uçar, yazı kalır.’ Gerçekliğinin sese dönüştürülmüş haliyle insandan insana yol alırlar. Kalpten kalbe akanları keşfederler sonunda.

Arınmak isteğiyle dolup taşanları; yaşamak burcunun sularıyla yıkarlar. Durulanan yaşamak seyrinin âşıklığını kıpırdatırlar içte. Başıboş yaşamaklarda kalmamak durumuyla yüzleştirirler insanı. Asan suallerin sorulmasına ilişkin duyarlılıkta birleştirirler, bir kalbe sahip olanları.

Telaşlardan arındırılmış ırmakların seyrüseferiyle umudu kuşandırıp gurbet elinde dolaştırırlar insanı. Hasreti çoğaltıp örste incelterek havalandırırlar yeryüzünü. Bitip tükenmeyen arzuların ifrazatından arındırılarak hikmet ülkesinin buyrultularını girdirirler devreye.

Gönül mülkünü yağmalayanlara yol işaretleyebilmek güzelliğine çağırırlar insanı!




II


Yaşamak amaçlılığı insan içindir yalnızca. Hiçbir insan; sorumluluğuna bigane kalamaz. Ruhların evetleşerek; ‘bela’ deyişiyle kabullenilen yükümlükten kaçınamaz ebediyen. Cümle mahlukata teklif edilen mükellef olma sorunsalı; insanla anlamına kavuşmuştur çünkü. Omuzlanılan teklifleri taşıyabilmek kararlılığında yaratılan da insandır evvelemirde. Akıl yol göstereniyle desteklenen de insandır yine. Yaşantısını bir hizaya girdirerek siygaya çekebilmek şanı insana mahsustur. Ezeli ilkenin reddedilemezliği bilgisine sahipliğiyle seçkinleşmiştir varlıklar hiyerarşisinde. İstikametini şaşırmaması için iyilik ve kötülük değerlerinin belirleyici kitaplarla uyarılandır o. Zorluklarla baş edebilme yeteneğiyle donatılmışlığının bir neticesi olarak; iradeyle desteklenmiştir. Bir başına bırakılmamıştır evrende. Yapıp edebilirliğiyle, hattıhareketini anlamlandırabilme becerisine sahip kılınmıştır. Ezelden ebede değişmeyen yetkinlikle zenginleşebilmek uğruna uğraşır dünyada.

Diğer varlıklarda iradelilik söz konusu olmadığından yapıp ettiklerinden sorumlulukları da mevzubahis olamaz. Bilâkaydüşart uymak zorundadırlar, hilkatlerinde mündemiç bulunan varoluş yasalarına. Eylemliliklerini ya da durağanlıklarını iç insiyaklarına uygunluğuyla belirlerler. Kâinatta geçerliliği olan kanunlara boyun eğerler hep.

Yürürlükte olan tabiat yasalarının devridaimi içinde dönenip dururlar. Bu yasaları bozmak veya değiştirebilmek seçenekleriyle seyrüseferlerini belirleyemezler. Hattıhareketlerinin değerlendirmelerini yapabilecek ölçütleri yoktur sonuçta. Ahlaklılık yada ahlaksızlık deneklerinin açıklayıcısı kitaplarla yüzleşmeye yazgılı değillerdir. Fıtratlarının yol göstereni; böylesi bir istekliliği dokumamıştır içlerine. İtaat etme, boyun eğme kararlılığıyla bütünleştirmiştir mevcudiyetlerini. Büyümek, gelişmek, yürümek, semizleşmek için otlanmak ayrıcalıklarıyla yol alırlar yerkürede.

İçgüdüleriyle gereksinimlerini karşılamak arzuhalinden ıraklaşamazlar. Yapıp ede geldikleriyle, hemcinslerinden gördükleriyle canlılık deneyimlerini zenginleştirme becerisini kazanırlar. Tebdil ve tağyire yer açabilecek azaların gölerişine imkânlı yaratılmamıştır organizmaları. Evrensel olanın ayırtına varma hassasiyetlerini de geliştirip büyütemezler. Var olmak istencini biçimleyebilmek becerisine sahip değillerdir çünkü. Tanrısal olanla sözleşmeleri neyi gerektiriyorsa ona mutabık yaşama sürekliliğine hükümlüdürler. Başkaca bir seçenek yer almaz yaratışlarında.

Âdemoğludur ancak, sorumluluk duygusunun taşıyanı! ‘Mukaddes yük’ün hamalı da odur yine. Varoluşunu keşfedebilmek uyaranlarıyla donatılmıştır başlangıçta. Tanrısal olana kafa tutmak isyankârlığıyla, kul olmak gelgitleri arasında yaşamak becerikliliğine uygun olarak var edilmiştir. Kabulleri ve retleriyle hayatının neşvünemasına çalışmak zorundadır. Durağanlığın, ataletin yayılışına tav olmamak iradeliliğine sahip olan Âdem’in çocuklarıdır yalnızca. Teklif edilen emaneti üstlenmekle, öteki varlıklar karşısındaki ayrıcalığını sergilemiştir kâinatta. Yaptıklarının muhasebesini yapabilmek seçkinliğiyle, varlıklar sıralamasındaki yerini belirlemiştir. Vahyin omuzlayanı olarak; evrensel buyrukların yankılayanı olmuştur. Olguların karmaşıklığını çözebilmek aşkıyla yanıp yakılmıştır. ‘Ol’ buyruğu karşısında eriyerek yetkinleşmenin sıradağlarını tırmanmıştır. Basmakalıp davranışların örnekleyeni kalmamak pahasına özgün, özgül, özerk eyleyişlerin sancaktarlığını üstlenmiştir. Çevresini biçimlendirebilme arayışının sürdüreni kalarak; erdemliliğin, ahlaklılığın yeryüzünde boylanışına zemin hazırlamıştır. Bilgisizliğin öğüten değirmeni karşısında; bilginin doğurgan küheylanlarını koşturmuştur. Kitaplı oluşla aydınlığın dünyasına yürüyerek; bağını, bağlantısını tazeleyerek çölleşme faciasına karşı duyargalarını korumuştur. ‘Oku’ çağrısının yükleneni olarak; iç dünyasını ve dışarıda olup bitenleri anlayabilmek, anlamlandırabilmek seçkinliğiyle biçimlendirmiştir şahsiyetini. Belalara karşı durabilmek cehdi gayretiyle; hayat ağacını şahlandırmıştır toprakta.

Doğrularını yanılgılarıyla değiştirdiği zamanlar da olmuştur elbette. İstikametini bulabilmek amaçlılığıyla çıktığı seyrüseferinden doğrultusunu kaybederek iç evine döndüğü vakitler de yaşamıştır. Önemli olan arayışın sürdürülmesi kararlılığındaki insani edimlerinden kopartılamayışıdır. Varoluşuna yedirilmiş bulunan seslenişi boğmaya odaklaşmadan eylemliğine devam etmesidir. Gün gelecek deneye yanıla çıktığı yolculuklar sonunda varoluş bütünlüğüne erecektir. Yeter ki; yeminleşmesin içinin gümrah sesini boğdurtmaya!


III


Okumak ve yazmak; insana öznelik bilincini kazandıran etkinliklerdendir. Yazı ağacıyla büyüyen okuma, bilgilenme süreci; kişioğlunun varoluş gerçekliğiyle yüzleşmesini sağlar. Yeryüzünde bir yolcu konumunda olan insanı; olgunlaştırmayan aceleciliklerin çarkından uzaklaştırır. Sabır atıyla omuz omuza gelme seçeneğini yeşertir kalpte. Şeytansıların sahnelenen oyunlarına prim vermeme bilincini tanlatır âdemoğlunda.

Zorlukları asan kılacak yöntemlerin kavranılmasına katkıda bulunur. Kendini tanımak yükümlülüğündeki kişiyi; bilinç ateşiyle biliştirir. ‘Nefsini bilen rabbini bilir.’ Hakikatinin örnekleyeni olmaya yöneltir.

İnsanoğluna; güzel eylemliliğin göklerinde gezinen ruhların kervanına kaydolmayı öğretir. Dünya halleri içersinde iç evini darmadağınlaştırmaktan korur kişiyi. Onu, sınır tanımazlıkların arbedesinden koruyarak; ölçülülüğün çığırında yol almaya hazırlar. Kâinatta olup bitenlerin kâşifi olabilmek cehdini kışkırtır yol oğlunda! Yolculuklarından edindiği zenginlikleriyle; savruluşlarını tuz buz etmenin zevkine erdirir insanı.

Boş vakitleri değerlendirmek tarzındaki okumak, yazmak algısının fazlaca bir katkısı olmaz kişiye. Bir bilinçlilik halini doğurmak yerine; yazılı metni tüketebilmek alışkanlığına rapteder okuru. Günümüz şartlarıyla yarış edebilmek tutkusunu taçlandırır insan yüreğinde. Alelacele yaşanan, vaktin iç seslenişine vakıf olunamayan eyleyişlerin parıldatılmasını doğurur sonuçta.

İçten eyleyişlerin güzergâhından uzaklaştırarak; gösterişçiliğin semalarında dolaşmaya azmettirir. Özneliğini kıpırdatacak mecal bırakmaz insanda. Gelişigüzel serpintilerin akıntısıyla coşturur. Biçimsel anlamda okuyor olsa da, inandırıcılığı kayıt altına alınamaz. Zamanenin şartlarından öteyi çözebilmek kesinliğini seslendirmez hiçbir zaman. Gündelik olanın doğurucusu şartların ezberleyiciliğine iteler. Sürekliliği bulunmayan etkinliklerin avcılığına sürükler kişioğlunu.

Okuduğu metinlerin; çok satanlar sıralamasındaki yerini kılavuz edinir. Başkalarınca işaretlenen doğruları; kendi doğrularıymış gibi kabullenmeye yatkınlaşır. Gün günden ziyadeleşen hemcinslerinin önerdiklerini kabullenme rahatlığıyla kendiliğine biganeleşir. Evrensel hakikatlere olsun inanmakta zorlanır. Reddedilemez gerçeklikler de olsa başkalarınca kabullenilmesini insanlığına dayanak edinir. İradelilik tonunda ahenk bulacak davranışların köken örneğinden kopartır varoluşunu.

Elbette okuryazarlığın başlangıcında örnekliklere gereksinim olduğunu yadsımıyorum, bunları söylemekle. Sonuçta bir yere kadar geçerliliği vardır, işaretçilerin kılavuzluğunun! Bir noktadan sonra kişioğlu okuyacaklarını, nelere ihtiyaç duyduğunu belirleyebilmelidir. Başkalarının imdadına yetişmesini beklemek durumunu sonlandırmalıdır. Kişiliğinin kurucularını, olgunlaştırıcılarını kendisi belirlemeye gayret etmelidir. Elden gelenin öğün olmayacağı bilinçliliğiyle tavrını ortaya koymalıdır. İstikametini örebileceği metinlerle yüzleşebilmeyi denemelidir. Hikmetin yön gösteren grameriyle; test etmelidir doğrularını, eğrilerini. Şahsiyetliliğini kurup yetkinleştirebileceği metinlerin apaçıklığıyla tartmalıdır içinde olup bitenleri.

İlânihaye başkalarınca tavsiye edilmesi beklentisine tapulanılması kişideki öznelik halinin ortaya çıkmasını sekteye uğratır. Varoluşun evreni yankılayan güzellikleriyle buluşabilmeyi güçleştirir. İç dünyasında yankılanıp duranlarla, dış dünyanın gerçeklikleri arasında şaşakalır insan. Başkalarının yanlışları arasında çırpınıp durur. Öz gerçekliğiyle, sanal olanı ayırt edemezleşir. Donkişot’ça hayalleşişlerin yel değirmenleriyle çarpışır. Suya yazı yazmak gibi olur, yapıp ede geldikleri!



IV


Her insan okurken; kendi usulünü kendisi keşfetmelidir. Yaşadığı şartlar mucibince belirlemelidir yöntemini. Geçici olanlara heveslenmeden, iç dünyasında biriktirmelidir okuduklarını. Okudukça zenginleştirmelidir, okuduğu metinleri. Yeniden üretmelidir. Yorumlar eklemelidir, yazarın yazdıklarına. Notlar almalı, yeri geldiğinde bunlar üzerinde düşünmelidir. Bildikleriyle ölçüp tartmalıdır, okuduğu kitaplardan öğrendiklerini. Yazılı metni hızlı tüketebilmek yarışına girmemelidir. Metnin kendisine ekleyeceklerini dikkatinden kaçırmamalıdır. Çizmelidir, önemli bulduklarını. Geriye dönüp baktığında kat ettiği aşamaları görebilmesi, gözlemleyebilmesi için kaçınılmaz zorunluluktur bu.

Bilinçli okurluk; belli davranış biçimlerini de gerektirir. Giyim kuşamdan anlık eyleyişlere kadar dikkatin yoğunlaşması önemsenmelidir. Yatak giysisiyle başlanılan okumalar; uykuyla uyanıklık arasındaki sersemleticilikte dönenip durmayı taşır yedeğinde. Nasıl ki bir film izlerken yoğunlaşamadığımızda en önemli sahneyi izleme durumunu kaybediyorsak; okumakta da böyledir. En önemli düşüncelerin harmanlandığı cümleleri görememekle yüz yüzeyiz demektir. Titizlenilmeden uyaranlarımız harekete geçmez çünkü. Rasgeleliklerin kolaçan ettiği davranışların evreninde sürüklendikçe okunan metinle irtibat kesilir. Metne odaklaşmak imkânı kalkar ortalıktan. Sessizlik yazmak için olduğu kadar okumak için de kaçınılamaz mecburiyettir bence.

Bir mekânda yerleşik olmayla da yakından ilişkilidir okumak. Mevcut koşulların gerektirdiği doğrultuda; yerleşikliği tercih ederek okumak, metni anlamada, çözümlemede imkânlar serer okuyucunun önüne. Her cümle, belki de çarpıcı bir kelime bulunmaz zenginlikler katar okuyanın dünyasına. Yaşamak sınavında; insanın gönlünü ağartacak keşiflere ulaşabilmeyi mümkün kılar. Emeğin, önemi anlaşılır böylelikle. İnsanlığın tarihsel yürüyüşündeki çok renklilik hissedilir. Kendi menkıbesini örmenin halâvetini tadar kişioğlu.

Ayaküstü okuyuşlar metni tüketme çılgınlığına bağımlı kılar okuru. Gündelik yapıp etmelerini anlamlandırabilmek tutumundan kopartır. Günübirliğin ufalayan akıntıları arasında kaybolmayı aşılar insana. Öz hakikatini fark edebilme kesinliğine yabancılaştırır. Kişilikliliğin yerine, şahsiyetsizliğin piyasasını oluşturur. Vicdanın buyurduğu yönde yol almak edimindense güncelin karmaşasında boğulmaya ikna eder. Varoluşundaki temel gerçekliğe tutunabilmek kıvamına biganeleştirir. Birbirinin destekleyeni kalabilmek amaçlılığını doğurmaz insanda.

V


Okuyucu; bilgi düzeyine göre seçmelidir okuyacaklarını. Anlaşılmakta zorluk bulunan metinleri sonraya ertelemelidir. Hafızasını örebileceği anlatılara ilişkin metinleri okumaya öncelik vermelidir. Hayal dünyasını genişletecek masallar, halk hikayeleri, öykü, roman ve şiirlerle desteklemelidir okurluk serüvenini. İşitsel ve görsel uyaranlarını canlı tutabilecek bilumum malzemelerden yararlanılmasından çekinmemelidir. Zamanını, ölü vakitler haline dönüştürmek aylaklığına karşı korunaklar inşa etmelidir. Duyarlığını küllendirecek gelişigüzel şeylere pirim vermeme bilincini kökletmelidir hayatında.

Dış dünyanın saldırganlığı karşısında güçlendirmelidir iç evini. Emeğin, alın terinin insanlığını duymadaki, duyurmadaki derinliğini keşfe çıkmalıdır. Yazarın göz nuruyla bezediği metinlere sevecenlikle yaklaşmalıdır. İğneyle kuyu kazmak tonunda seyreden yazarlık sürecinin zorlu çabalar sonucu kazanıldığını bilmelidir. Yalnızlık deneyleriyle kendi haytalıklarına yenik düşmeyenlerin yazabileceklerini, okuyabileceklerini usundan çıkartmamalıdır.

Millet menkıbesinin oluşmasında katkısı reddedilemez olan destanların okunup çözümlenmesini terk edilemezleri arasına yerleştirmelidir. Battal Gazilerin, Danişmend Gazilerin yaşamak seferberliği uğruna verdikleri kavgaların kökenini oluşturan dinamikleri anlayabilmeli, yorumlayabilmelidir iyiden iyiye. Cenk öyküleriyle büyütülen çocukların hayal ırmaklarından süzüp çıkardıkları gerçekliklerden öğütler devşirmelidir. ‘Mehlika Sultana Âşık’ gençlerin güzellik algılarını çınlatmalıdır içinde.

Ömer Seyfettin’le bedenleşen anlatı dünyasını didiklemelidir baştan sona. Memduh Şevket Esendal’da çağıldayan Türkçe’nin anlatım zenginliğini hissetmeyi, duymayı öncelikler düzeneğindeki konumuna yerleştirmelidir. Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Faruk Nafiz Çamlıbel, Ziya Osman Saba, Asaf Halet Çelebi, Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Nurettin Topçu, Rasim Özdenören, Hüseyin Su, Mustafa Kutlu, Turgut Uyar, Edip Cansever, İsmet Özel, Cemal Süreya, Arif Ay, İhsan Deniz burçlarında zirveleşen anlatış, duyuş, düşünüş mıntıkasından ayırtmamalıdır kalbini.

Mevlana, Yunus Emre, Feridüddin Attâr, Farabi, İbni Sina, Hoca Ahmet Yesevi gibi yol işaretçilerinin seslenişleriyle bütünleştirmelidir bakışını.

Dostoyevski, Tolstoy, Balzac, Goethe gibi yazarların insan ruhunun derinliklerine inebilme imkânlarını yoklayışlarını görmezden gelmemelidir.

Hasılı kelam soluğuyla buzdan dağları hohlayarak eriten yazarların, şairlerin, düşünce insanlarının, hikmet yorumlayıcılarının izinde yürümelidir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

20:07 - 11/7/2007 - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
Dostlar güzel gözlerini ekrana düşürsünler ki bizde kendimizi görelim.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Gülbang Sipesifik Sayıları
Kategoriler
Son Yazılar
- TAŞ-KUŞ, BAŞ VE YAŞ Hasan EJDERHA
- AĞARAN Mustafa Alper TAŞ
- KİTABA ÇAĞRI SINAVINDA İNSAN Duran BOZ
- [TAVSİYE] Şiir ve Mekân Beşir AYVAZOĞLU
- HALKIN TERÖR KARŞISINDAKİ DERİN SÜKUTU Ali YURTGEZEN
- EYVAH! TÜRKLER KÜRESEL AKTÖR OLUYORLAR. M.CELAL
- SENET Hasan EJDERHA
- BİR AHLAKÎ ERDEM OLARAK ADALET YAHUT İSM-İ ADL’İN İNSANDA
- ROMAN NE ANLATIR Hasan EJDERHA
- ÖMER HAYYAM Hasan EJDERHA
- HİCAZ YOLUNDA 'TERKİB' BULMAK Ali YURTGEZEN
- İSTANBUL'U AÇ GÜLZÂR YAP Ali YURTGEZEN
- EVLİLİK BİLİMİ ÖLDÜRÜR MÜ? M.Celal
- YANAN OCAK M.Alper TAŞ
- KUZU OLDUM MELEDİM ARDIN SIRA Mehmet MUHARREMOĞLU
- DEĞERLER ÂSİTÂNESİ: İSTANBUL İsmail GÖKTÜRK
- ŞİİR RESMİ Hasan EJDERHA
- KIŞ YOLCUSU M.Alper TAŞ
- KİTAP VE DİL Ahmet Doğan İLBEY
- BÜTÜN YOLLAR SANA ÇIKIYOR Sebahattin ÇELEBİ
Arkadaşlarım
gokyuzudergisi
bloglist
veinsan
derinedebiyat